Selamlar,
İlginç bir soru ile başlayalım. Kitaplığınızı en son ne zaman düzenlediniz? Bir kısmınız diyecek ki "hiçbir zaman, öyle üst üste yığıyorum kitapları", bir kısmınız diyecek ki "geçen bahar temizliği esnasında kitaplığın tozunu alırken" veya tam tersi "bibloları incik boncuğu kaldırmaya üşendiğim için tozunu bile almıyorum, öyle yan yana diziyorum", bir kısmınız da diyecek ki "geçenlerde çok sıkıldım, gecenin bir vakti bir rafı diğer rafa, öteki rafı aşağı dolaba değiştirdim" ve belki de bir kısmınız da bambaşka bir şey diyecek.
Ben "geçenlerde gecenin bir vakti bir rafı diğer rafa ..." diyenlerdenim. Hatta gerçekten de geçenlerde bu işlemi yaptığım için böyle bir giriş yapmak geldi aklıma. Siz nasıl dizersiniz bilmem, ama ben zaman zaman değiştiririm, dediğim gibi. Mesela, yayın evine göre; yazara göre; okuduklarım bir rafta, okumadıklarım bir rafta; okumak istediklerim en önde yana yatık; yayınevi ve boyutlarına göre. Yayınevi ve boyutlarına göre derken, zaman zaman kitap boyutlarında çok ufak da olsa değişiklik olabiliyor, örneğin 1990'larda aldığınız beyaz kapak Can Yayınları, 2010'larda aldığınız beyaz kapak Can Yayınlarından birkaç milim kısa olabiliyor. Zaten 2010'ların ortasından sonra, özellikle çok satanlarda "beyaz kapak" diye bir kavram kalmadı.
Sanırım Camus'lar iki defa kapak değiştirdi, önce siyah, arka fonu farklı geometrik şekiller, önde Camus'nün silüeti, nispeten yakın zamana da, farklı renkte, arka fonu kitaba dair bir resim, çizim barındıran, hemen hemen zıt renkler ağırlıklı, 'dikkat çekiciliği arttırılmış' kapaklar. İşin doğrusu, benim Camus okumaya başlamam siyah kapaklara denk geldiği için, o kapakları bulmak için gerekirse sahaflara gittim.
Bunun benzer bir örneği de İletişim Yayınlarıdır mesela. Özellikle Ergin Altay'ın Rus Edebiyatı çevirilerinin tartışılmaz kalitesi ve dipnotlar, tarihçe, önsöz, sonsözler ile zenginleştirilmiş İletişim Klasikleri okumak büyük bir zevk, hatta büyük bir ayrıcalıktır neredeyse. Fakat İletişim Yayınlarının kitaplarını dizdiğinizde, kapaklar eğer diğer birçok yayın evi ile aynı yöne bakarsa, sırt yazıları ters olur. Kitaplıkta bir şey bakmak isterseniz, yanında boyun egzersizi bedava olur bir anda. Eğer ki sırt yazılarını aynı yöne alırsanız da, ister kendi, ister başka birinin kitaplığı, isterse kitapçıda olsun, "bir bakiyim, arkasını okuyayım, kapağındaki resim nasılmış acaba" derseniz, önü arkası, tersi yüzü, ilk birkaç saniye bocalarsınız.
Nihayetinde, eğer siz de düzenliyorsanız raflarınızı zaman zaman, bunun aslında nasıl büyük bir keyif olduğunu bilirsiniz. Bu nereden çıktı derseniz, aslında kitaplığınız bir zaman makinesidir. Okuduğunuz kitaplar, okuyacağınız kitaplar; geçmiş, gelecek. Okuduğunuzda hangi okulda veya hangi sınıfta olduğunuzu hatırlatır o kitaplar size. Bazen, nereden aldığınızı da hatırlarsınız. Hatta bazen, biri hediye etmiştir, o kişi hep yanınızdadır hala, veya artık yakınınızda değildir, ama hatırlarsınız o kitabı üst rafa koyarken. Aslında, öncelikle, özellikle geçmişin izlerini taşır kitaplığınız. Sevdikleriniz, üzüldükleriniz, başka zamanlar, başka şehirler, başka sizi hatırlatır.
Başka siz derken, hiçbirimiz dünkü biz değiliz ve yarın da bugünkü biz olmayacağımıza göre, işte o başka sizden, bizden bahsediyorum. Lisenin sonuna doğru, iyice atarlanan, üniversite yıllarının özellikle ilk başlarında bocalayan, arada kendini her şeyi bilen sanan, sonra pek bir şey bilmediğini fark eden, daha sonra da aslında çevresindeki herkesin bir konuda kendisinden daha fazla bir şey bildiğini fark eden, daha sonra da, aslında epey bir şey bildiğini fark edip paylaşmak isteyen sizi hatırlarsınız.
Belki siz bu sizlerden birisiniz şu anda, belki de ve hatta kuvvetle ihtimal, iki satıra sığdırmak mümkün tabii ki olmayacağından, hiç alakası olmayan bambaşka bir sizsiniz. Ama yarın olmasa da, bir süre sonra bu siz olmayacaksınız. İşte o zaman devreye girecek ne okuduğunuz; o zaman yıllar sonra bakıp hatırlayacaksınız belki şimdiki sizi, ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi. Belki de, o zamanki siz olduğunuz için okumuşsunuzdur o kitabı, yani keyfiniz yoktur, depresif bir japon edebiyatı romanıdır okuduğunuz, ya da, keyfiniz yoktur, tam tersi neşeli bir fantastik kurgu romanı veya heyecanlı bir dedektiflik romanı okumuşsunuzdur kendinizi hafifletmek için. İşte, kitaplığı düzenlerken elinizde aldığınızda, hatırlar, hafif gülümsersiniz. Bazen, ne eğlenmiştik o sene, o evde; dersiniz, bazen de; ne zor geçmişti o yıl. Ama her halükarda, zaman makinasına binmişsinizdir kapakların, ciltlerin arasında. Gider, gelirsiniz kimseye dokunmadan, kimseyi rahatsız etmeden, rafın önünde. Hatta aklınıza biri gelir, bir kitabı konuştuğunuz, paylaştığınız, önerdiğiniz veya size öneren, elinize telefonu alır bir mesaj atarsınız; saat iyice geç oldu ya rafların arasına gezinirken aramak olmaz şimdi gecenin ikisinde. Ama sonra unuturum ben kesin, der mesaj atarsınız. Hiç olmadık yere hal hatırlaşırsınız bir gün sonra.
Bir de, okunacaklar yığını, rafı vardır mesela. O da geleceğe bir bakıştır aslında. Üst üste duruyordur, yakın zamanda çok satan diye aldığınız birkaç kitap ile on yıl, yirmi yıl önce alıp bir türlü sırası gelmeyen, sayfalarının üstü çok hafif sararmaya başlayan beyaz kapak bir kitap. Öncelik vermişsinizdir belki bazısına, onlar en önde, en göz önündeki rafta yan yana duruyordur. Yeni Nobel almış bir yazarın bir kitabı ile yüz küsur yıl önce son kelimesini yazmış bir Rus yazarın bir kitabı yan yan duruyordur. Demek ki, derin hisler içindesinizdir veya olacaksınızdır belki, isteyerek, bilerek açacaksınızdır o sayfaları. E, hal böyle olunca, kısa süre de olsa, biraz iç karartıcı bir gelecek bekler sizi. Belki de gününüz de öyle olduğu için bu kitapları en öne koymuşsunuzdur. Canınız sıkıldığında hisli bir Caz albümü veya hatta damar bir Arabesk dinleyip yaraya tuz biber basarcasına okuyacaksınızdır. Ya da, içiniz sıkılmıştır da neredeyse komedi okumak için birkaç fantastik kitap, kısa hikaye kitabı koymuşsunuzdur en öne, göz hizasına. O da, can sıkıntısından çıkmak için Pop müzik dinlemek gibidir. Farkındasınızdır sıkıntının, bari kaçtığım yer keyifli olsun, demişsinizdir; Neil Gaiman vardır, Douglas Adams vardır en önde.
Neyse, lafı daha da uzatıp, ucunu kaçırmadan, başını unutup, sözü bağlayamadan bitirmektense, yavaştan sonlandıralım yazıyı. Peki ben neden böyle bir giriş yaptım? Çünkü yakın zamanda kitaplığımı daha önce hiç yapmadığım bir şekilde düzenledim. Öncesinde şunu söylemeliyim, eğer ki istisnai bir şey olur da unutmaz isem, kitabın ön sayfasına aldığım yeri, tarihi ve en arka sayfasına da bitirdiğim yeri ve tarihi not ederim. Biri önerdiyse onun ismini yazarım mesela. Biri aldıysa, mutlaka ona imzalatırım. Bu da işte, bu en son yaptığım düzene imkan tanıdı aslında.
Okuduğum yıllara göre dizdim kitapları; belki de ilk defa eni, boyu, kapağı, yazısı önemsemeden dizdim. Haa, tabii aynı yılda 5 tane beyaz kapak Can Yayınları varsa, onlar yan yana, aya güne göre dizmedim, o kadar da değil. Hem o kadar detaya girmedim, hem de, e karmaşanın içinde azıcık da düzen olsun, sonra gözü çok takılıyor insanın, gecenin üçünde, dan dun pat küt onu çek, öbürünü ittir, o düşsün bir yandan berikini tutmaya çalışırken kucağındaki kule yıkılsın, yan komşu uyansın; olsun istemeyiz.
O kadar ilginç oldu ki, bir beş yıl belli ki başka bir şeyler yapmışım, ne yapmışsam artık, boynu bükük beş on kitap. Bir yıl kendimi St. Petersburg'un, Moskova'nın soğuk, paltosu yırtık, cebi delik Rusların dünyasına, asilzadeler ile insancıklarının, prensleri ile memurlarının dünyasına vermişim, üst üstü Dostoyevskiler; bir yıl belli ki keyfim yokmuş Sartre, Camus yan yana gelmiş, kendi düşüncelerime dalmışım; bir yıl ise Japon edebiyatına dadanmışım, kule gibi üst üste duruyor. Mesela 2020 devrilecek neredeyse, ama 2021 işçi blokları kıvamında az katlı; 2023, belli ki müteahhit paraları alıp kaçmış, tek bir villa kıvamında duruyor birkaç boynu bükük roman. Bir bakmışım diğer bir yıl konuştuklarım, paylaştıklarım, sohbetlerim duruyor üst üste; başka bir yıl kendi kendime konuşmalarım sadece.
Çok keyifli bir görüntüydü, ilginç bir görüntüydü. İşte tam da bu görüntü bu yazıya sürükledi beni.
Bir de, okumadıklarım hala boy sırasında tabii, yayınevine göre dizili, ama yakın zamanda okuyayım, dediklerim bir düzene, önceliğe sahip olmaksızın duruyor. Belki bunların hepsini ittirip en arkadan bir kitap çekeceğim, belki biri bir kitap önerecek gidip yeni bir kitap alıp veya sipariş edip onu okuyacağım. Bu kadar da bilinmezlik olsun zaten hayatımızda, yoksa tadı kaçar.
Ve işte, böyle başladık bir şeyler karalamaya. Bir sonra ne yazarım, ne zaman yazarım, kim okur, ne zaman okur hepsinden bağımsız notlarım şöyledir:
Sesli kitaplar ve günlük hayatımızdaki yerlerine dair, bununla bağlantılı olarak Rus Edebiyatı çevirilerinde İngilizcesi ile Türkçesini yan yana koyuncaki şaşkınlığıma dair bir şeyler yazmak isterim.
Tabii ki ister kitabı olsun, ister olmasın, muhtemelen yakın zamanda izlediğim bir filmle ilgili de bir şeyler karalarım kesin.
Biraz da, kitap kulüpleri, kitaplar üzerine konuşma, paylaşma, önerme, önerilme, tesadüflere dair bir şeyler.
Bir de, belki zaman içerisinde iki resim, bir şey eklerim yukarıya. Ama şimdilik değil, şimdi değil.
Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.
Selim Cambazoğlu
Mart 2026
Şair Nedim - Ankara
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder